Bugün Kastamonu Postası Gazetesinde aşağıdaki gibi bir yazı yayınlanmış.
http://www.kastamonupostasi.com/kposta3 ... &cid=22602
Yazı şöyle
Uçurtma uçuran çocuk
Çocukluğumda bahar ayları yaklaştığında mahallenin bütün çocukları arasında tatlı bir rekabet yaşanırdı. Kıştan evin bodrumuna veya tavan arasına kaldırılan uçurtmalar bir bir çıkarılır, eksikleri giderilir, bakımları yapılır, dış kapıya yakın bir yerde mavi göklere kavuşacakları günü beklerlerdi.
Baharın kışkırtıcı güzellikleriyle kırlara düşmesiyle birlikte, mahallenin bütün çocukları al, yeşil, mavi uçurtmalarını kapar, o gün uçurtmalarını uçuracak en elverişli noktayı elleriyle koymuş gibi bulurlardı. O zamanlar her çocukta bir iklim, bir rüzgâr bilgisi de vardı.
Dört köşe, beşgen, altıgen veya bir kartal şeklindeki uçurtmalar gökyüzünde başlarını sağa sola sallaya, kuyruklarını titrete titrete bir alımlı, bir çalımlı dans ederlerdi ki değme çocuk bu davete cevapsız kalamazdı. Uçurtması olmayan çocuklar ne yapar eder ertesi güne bir uçurtma edinirdi.
Çok küçük çocuklar ise bir sayfa gazeteyle, annelerinin dikiş kutularından aşırdıkları bir makara ipe mal olmuş şeytan uçurtmalarıyla bir sağa bir sola koştururlardı. O incecik bacaklarının üstünde nasıl bu kadar koşabildiklerine şaşar kalırdınız.
Her gün biraz daha kalabalıklaşan çayırda çocuklar, kahramanların bizzat kendileri oldukları bir masal dünyasında kendilerinden geçerlerdi. Uçurtma uçurtmak, herhalde bir çocuğun kahraman olma arzusunu en insani açıdan doyuran bir oyundu. Bu öyle bir kahramanlıktı ki, uçurtmasıyla çocuğun birlikte başardığı, mücadelesi yan yana verilmiş bir zaferin peşinden gelirdi.
Akşam olunca evlerde de uçurtma telaşı sürerdi. Rüzgârın uçurtmaların gövdesinde açtığı küçük delikler yamanır, uçurtmaların kuyruklarında ki yıpranmalar onarılır, gevşemiş çıta ipleri gerilir, eksikleri tamamlanırdı. Bu durum evde de birlikte bir çalışma gerektirir, aileyi de kaynaştırır, ortak bir meşgale oluşurdu.
Ben uçurtma uçuran çocuklar arasında el becerisi gelişmemiş olana hiç rastlamadım. Uçurtma hevesi, kendiliğinden ve gönüllü yapılan bir el işi dersi gibiydi.
Uçurtma uçurmak, özgürlük duygusunu da geliştiriyordu kuşkusuz. Uçurtma uçurmanın hazzını tatmış bir çocuğu dış dünyadan koparıp evlerin içine hapsedemezdiniz. Toprak ananın altımıza serdiği yemyeşil bir halı üzerinde, daha yeni boyunlarını kaldırmış papatyaların arasında mutlu olabilen çocuklardandık.
Şimdi bakıyorum da çocuklar değil evlerinden, odalarından bile dışarı çıkmıyor. Dış dünyadan, doğadan korkar olmuşlar.
Uçurtmayla çocuk arasında ki bağlantıyı kuran uçurtma ipi, gökyüzüyle, doğayla, evrenin sonsuzluğuyla, diğer çocuklarla birlikteliğimizi sağlayan iletişim aracımızdı bizim. Tıpkı isli camdan kalbimiz yerinden çıkarcasına seyrettiğimiz güneş tutulmaları gibi.
Şimdi çocuklar iletişimi oturdukları yerden, küçük bir ekranın esaretinde, kablosu bile olmayan farelerle, (maus) sanal bir dünyada kurmaya çalışıyorlar. Yakın zamanda yazının, kitabın ufuk açıcılığından da ayrıştırılıp, sadece kendilerine gönderilen iletileri algılayabilen tablet çocuklara dönüştürülecekler.
5+3’lerle, 4+4+4’lerle geleceklerine bir tanım getirmeye çalışıyoruz çocuklarımızın. Hâlbuki hayatın insani matematiği eşitlikler üzerine kuruludur. Günün şartlarına göre durmadan değişen; ekleyen, eksilten, çarpan, bölen yüzü ise eşitsizlikler. Çocuklar ise hayatın tam da kendisidir.
“Çocuklara kıymayın efendiler.”
Uçurtma = Özgürlük
Uçurtma = Doğa Sevgisi
Uçurtma = Dış Dünya
Bu eşitlikleri çok daha fazla artırabilirsiniz. Ama bırakalım da onları uçurtma uçuran çocuklarımız koysun bir gün yerli yerine.
Kastamonulu esnaf amcalarımızdan ürün çeşitliliği uygun olanlar, üçer beşer tane de olsa bu ilkbahar vitrinlerine uçurtma da koysalar olmaz mı? Söz, hiç kimse almazsa ben alacağım o uçurtmaları.
Seyfi Gencer
08.03.2012
Sizden Gelenler
Yazara Mail Gönder